Günlükler

 Geldiğim yere dönüp baktığımda sürekli bir boşluk görmek artık beni sıkıyor. Neden bir insan başladığı yere bu kadar sık döner ve saplandığı yerde kendini tekrar bulmaya çalışır? Acıyla yaşıyor olmam mutlu olamaacağım anlamına geliyorsa, üzgünüm ama ben mutu olacağım bir günü hayal etmekte zorlanıyorum. Her nedense bu boşluğu da seviyorum. Bir faşistin sevgilisi gibi onu haykırıyorum sadece. Daha sonra duruluyor köpüren okyanus içimde. Evimde buluyorum kendimi. Tanrım, nasıl da nefret ediyorum bu şehirden. Ağızlarını sadece kendilerini kopyalamak için kullanan bir sürü insan var burada. Dışarının bekçisi gibi bu tür insanlar benim için. Dışarı çıkamamamın ve saatlerce uyumamın sebeplerinden biri de bu. Biri beni arzulasın istemiyor muyum artık yoksa? Amacımımı kaybettim? Hayır, hayır bunlar olamaz. Hala içimde cehennem ateşleri kadar sıcak bir ego taşıyorum ben. Onu söndürmek değil harlamak amacım, fakat bu bekçiler peşimi bırakmıyorlar ki! Pis salyalarını her yerde hissetmek beni evimin karanlık odalarına kadar çekti. Burada da babam oluşturduğu silikon kapta beni boğmak istiyor. Soğumuş olabilirim ama körelmedim henüz, eğer nefesim yeterse birkaç söz çıkıyor ağzımdan. ine nefes alamıyorum işte! Diyorum sana; ben intihar da etsem, kendi ''ecel''imle de ölsem, onu insanlar öldürdü deyin. Çünkü söyleyebilseydim bu son sözüm olurdu. Ben yukarıda ne varsa artık inanmaktan vazgeçtim, bu neden gençliğimde açan bir yaban gülü olarak görülüyor? Sen beni terk etmemiş olabilirsin ama senin umrunda değilim. Sen sadece beynimde yarattığım, beni rahatlatmak için varolmuş bir kutsal varlıktın. Artık Tanrı varsa bile, benim kafamdaki düşünce çok daha farklı. Bunlar uzak konular, üzerinde çok yazarım ama bahsettiğim konudan uzaklaşıyorum yine. Ben kara deliklerde büyüyorum hala. Bir yandan da beni uzaklaştıran bu dünyadan kendi yönelimimdeki insanlar. Dürüst olmak gerekirse; çoğumuzun dürtülerine söz geçiremeyen, seks budalası yaratıklar olarak hayatımıza devam etmeye çalışmamız beni çok sinirlendiriyor. Bunun tümünün bizim suçumuz olmadığının tabi ben de farkındayım fakat insanlar (ben de dahilim) genelleme yapmaktan çekinmezler. Kendi seks hayatınızı bağıra bağıra anlatabiliyor olmanız heteroseksüel yönelimin daha fazla olduğu toplumda bir yer edindiğinizi veya sevildiğinizi göstermez. Amerikan rüyanızdan kalktığınız gün bir daha o rüyayı göremeyebilirsiniz. Ah bir de şu çekişme yok mu! İzmir'de her hücremde hissediyorum bu gerilimi. Benden iyi olduğunu düşünebilir insanlar pek tabi ama bana bu sebepten kötü davranmaya hakları olduğunu düşünmüyorum. Kafamın içinde dolaşanlar onu serbest bırakırlarsa belki o kişiler de birkaç özgün düşünce üretebilir.


Hayatımın Parçaları #5

 Merhaba :)
Hayatımda bu ara büyük gelişmeler oluyor, bunu burada paylaşmazsam olmaz tabi ki. Ama ondan önce bunu okuyan insanlardan bir isteğim olacak. Bana lisede veya iş yerinizdeki ilk gününüzü mail atın. Nasıl hissettiğinizi, neler olduğunu ister kısa isterse upuzun olsun anlatın bana.

Secret Neden Böyle Tuhaf Bir İstekte Bulundu?
 Üniversiteye gitmeme tam on gün kaldı. Heyecanlı değilim çok fakat insanlarla tanışma konusunda ve iletişim konusunda bazı sıkıntılarım var. İzmir insanını da bilen bilir sıcakkanlıdırlar çok. (İzmir'de öleyim, lüüütfen.) Ben de öyleyimdir aslında fakat bazen çok gerildiğim için konuşmak istemiyormuş görüntüsü verebiliyorum, hepsi bu. İnsanların farklı duygularını, aynı olayda okumak bana daha iyi bir bakış açısını kazandıracağını düşündüğümden ve bir yazımda kullanmak (yazınızın hepsini değil, tek cümle vs.) istediğimden böyle bir ricada bulundum. Tabi ki e mail adresiniz, eğer verirseniz isminiz saklı kalacaktır. Yanda da belirttiğim gibi bana britneyscutie@gmail.com bu hesaptan mail atabilirsiniz.

                                        ÜNİVERSİTE

  Şu an olan gelişmelerin yüzden doksanı üniversiteyle alakalı desem yalan olmaz. İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyacağım için önümde iki seçenek vardı.

                                                  *Hazırlık Okumak

                                                  *Dört Yılda Bitirmek

 Bu seçenek mi şimdi sınavını oluyorsun falan diyebilirsiniz tabi ama bir dilciye göre tabi ki seçenek. Sonuçta hazırlık okumak isteyen biri sadece belli bir seviyeye kadar sınavı yapar ve o seviyede hazırlık okur. Ama ben takılmıştım, çok kötü. Kendimi yiyip bitirdim hatta. Son akşama kadar karar verememiştim. İkisinin de güzel avantajları da var. Şöyle ki;

Hazırlık Okumazsam bir yıl daha erken bitirme avantajım olacak ayrıca bu bir yıl daha az masraf demek. İzmir'de ev tutmak için ikna etmeye çalışırken bu bir artı olabilir.

Hazırlık Okursam fakültelerin karışık olmasından dolayı daha fazla arkadaş bulma şansım olacak ayrıca okulu daha iyi tanıyıp, üniversitenin ne olup ne olmadığını çözmek için daha uzun bir vaktim olacak.

 Ben böyle artılarımı eksilerimi beynimde tartarken ailemle sınavdan önceki akşam daha önce hiç etmediğimiz kadar şiddetli bir kavga ettik. Kavganın detaylarına şu an girmek istemiyorum, iki hafta gibi bir süre geçmiş olmasına rağmen sinirlerim geriliyor. Ben o akşam sadece üç buçuk saat uyayabildim ve sabah... Ben hiç bu kadar kötü uyanmamıştım heralde. Enerjim yine iyiydi, daha önce de uykusuz günlerim olmuştu tabi ama yüzüm... Yüzüm ağlamaktan çok kötü şişmişti ve gözlerimi kapattığımda sayısız iğne batarmış gibi bir acı hissediyordum. Ama bunların hiçbir zaman başarımın önüne geçmesine izin vermedim. O gün de aynı şekilde hiçbir şey yokmuş gibi sınavlarıma girdim. Kolay olmadı tabi, yüz soruyu okuyup cevaplamak, ardından yazma sınavı, ardından dinleme... Yazı hariç diğerleri güzel geçmişti ama ben artık bitmiştim, eve geldiğimden yastığıma sarılıp en derininden bir uykuya daldım.

 Konuşma sınavım bir gün sonraydı. Daha iyi bir uykuyla, daha iyi bir moralle gittim bu sınava. Ama sınava ilk alınanlardan biri ben olunca kalbim çıktı., heyecan kelimesi harf harf damarlarımda dolaştı. Konum dünyanın en basit ama en saçma sorusuydu. Herkes bir kere tartışmıştır diye düşünüyorum bunu; Büyük bir şehirde mi yoksa kırsal bir yerde mi yaşamayı tercih edersin, neden? Cidden neden bana bu? İki tane seçiyorduk rastgele ve birini anlatabiliyorduk. Diğeri ise daha bilimsel ifadeler gerektiğinden bırakmıştım o konuyu. Neler konuştum... İnsanlar arkamdan ne gülmüştür diyordum çıkarken. Bir kere hayatımda bu kadar saçmaladığımı hatırlamıyorum ben. ''I'm a bit socially awkward so...'' Bir de truly ve thoroughly//gerçekten ve tamamen kelimeleri ağzımdan karıştı. Truly diyeceğim yerde thoroughly dedim. Daha derken yanlış olduğunu anlasam da öyle çıktı ağzımdan. Çıktığımda kaldım diye kendi kendime dövünüyordum bile.

 3 gün (sanırım) sonra sonuçlar açıklandı. Doksan bir. İlk önce inanamasam da düşününce mantıklı geldi o kadar kötü olmadığım. İnsan bir olay/şey bitince ya onun en kötü tarafları kalıyor aklında ya da en iyi. Bunu unutuyorum hep. Sonuçta sevindim mi, evet. İzmir'e aşık mıyım? EVET.

                                             AİLE

 Ailemle kavga ettiğimizden bahsetmiştim zaten, bu yüzden annemle aynı evin içinde iki gün hiç konuşmadık. Hiç ama. İki gün canım bu da çok mu diyebilirsiniz fakat benim için asırlar gibiydi. Şu an iyiyiz onunla da ama eskisi gibi değil bazı şeyler... Rahatsız edici bir soğukluk var aramızdan, suçlusu da ben olmayınca elimden sadece hiç geliyor.

 Son olarak wattpad sayfama bir göz atmak isteyenler, daha sanatsal yazılarım için https://www.wattpad.com/user/darkesthoneymoon adresinden beni ve yazılarımı takip edebilirsiniz. Maillerinizi bekliyorum :)

Sevgilerimle,
Britney's Secret.

Wattpad'e de Geçiyorum!

Farkettim ki sanatsal tarzda yazdığım yazılar burada okunmuyor. Buna kızgın falan değilim tabi ki. Bunun yerine artık buraya bunun gibi yazılar koymaktansa daha ''blogger'' yazıları koymayı düşünüyorum. Sanatsal yazılarımı wattpad'de okuyabilirsiniz. Kullanıcı adım: darkesthoneymoon . En kısa zaman içinde oraya defterimi boşaltmayı umuyorum.
Sevgilerle,
Britney's Secret.

Siyah Yüzük Kuralı

 İtiraf edecek birkaç cümlem var karanlıkta. Söylemezsem, kalır. Olmaz, o sapı tutup çıkaramadıkça iyileşemem.
 İnsanlar... çok fazla yitirdiklerimiz var . Uyumlu olamayanlar da var, artık uğraşmanın gereği olmadığını düşünen de.
 Ben neredeyim, tartışılır. Kıyıdan köşeden, derinden ama ta... derinden bir yer. İnsanlar fazla göğe çıkartmaya çalıştıklarında beni geriliyorum. Yersiz değil hani, uçmayı öğrenecek değilim ya!
 Gel gör ki tuhaf bir şey oldu. Olmasın istedim daha önce.  İşe yaramadı, tabi. 
 Gel gör ki sevemezmişim ben. Evlenemezmişim beyaz giyip. Düşündüm ''evet!'' de diyemem ben şimdi. Yasa, kural, ülke bunlardan bahsetmiyorum, anlarsın ya...
 Bir ömür boyu birine adanmak... zor iş. Birini ömür botu sevmek kadar.
 Keşke yapabilsek. Ağlayarak, sızlayarak diyebilsem ki; 
''Çok sevdim. Yalan değildi. Çok mutlu ettin beni. Ama burada, seninle daha fazla kalamam. Üzgün olduğumu söyleyemeyeceğim. Ağladığıma bakma sen, o seni özleyeceğim korkusundan. Evet, biliyorum özleyeceğim. Hatta telefonu alıp elime, koşuşturacağım evin içinde seni aramalı mıyım diye. Ama aramayacağım, hayır. Hatta numaranı sileceğim ki işim kolaylaşsın. Sonunda daha mutlu olacağım işte. Bana kalmayı teklif etme lütfen. Kalırsam beni o zaman kaybedeceksin. Kalırsam, sevdiğin insan olamayacağım. Kalırsam, gidemem. İşte bu, her gün yeni bir kabusa uyanmak gibi.''
 Sevdiğin insanları terk edersin yani? Evet. Bunun başınıza gelecek en kötü şey olacağını nereden çıkardınız? Ben sevdiklerimi hep terk eder, sonra kapılarını tekrar çalarım, onlar farketmez bile. Böyle hayatta kalırım ben.
 Sevmek de zor, sevilmek de. Bunun yerine sarkıtıyorum bacaklarımı yeryüzüne, gözlerim gökyüzünün üstünde. Nefes alıyorum, yavaş ve sakin... 

Galiba...

    


 Ben çok merak ederim. Öyle insanların işine, özel hayatına burnunu sokmak gibi değil, dört yaşındaki çocuğun merakı gibi; yersiz ama masum.

 Mesela şu masaları temizleyen kadın tişörtünün arkasında ne yazdığını merak etmiş midir acaba? Tam çamaşır makinesine atacakken farkedip ''Allah Allah, kaç oldu giyiyorum hiç de farketmemişim, ne yazıyor ki burada? '' demiş midir hiç?

 Merak ediyorum, acaba korku filmlerindeki oyuncular '' Bu senaryo benim de başıma gelir mi ya? ''
diye içlerinden geçirmişler midir?

 Bir çocuk mesela... Bir çocuk o kadar korkmuştur ki balonunu rüzgarın kapacağından, kendisi minik eliyle salmıştır onu, belki...

 Bir anne çocuğunu disiplinli yetiştirmek isterken diktatöre dönüşmüş müdür ''pof!'' diye, hiç?

 Bir kadın, bağırırken savunmaya çalıştığı hakları için lanet etmiş midir bu dünyaya? Böyle bir dünyada kadın olamamaya kızmıştır, olabilir.

 Bir baba, hayal etmiş midir el kadar oğlunun geleceğini? Birkaç meslek biçmiştir kendi kafasında küçüğüne, sonra bir kahkaha patlatıp ''Kendisi olsun da ne olursa olsun! '' demiştir belki...

 Diyorum size yersiz diye... Ama insan merak ediyor, bazen korksa bile.